Şehit evladı Yusuf

Yeni taşındığım mahallede hafta sonu parkta hem gazetemi okuyup hem güzel havanın tadını çıkarıyordum. Manşetleri bitirip iç sayfalardaki ayrıntıya geçmek için sayfaları çeviriyordum ki gözlüğümün üstünden minicik ellerini parkın dışından tel örgülere geçirerek parkta güle oynaya vakit geçiren akranlarını seyreden sekiz yaşlarında erkek bir çocuk dikkatimi çekti. O hüzünlü bakış gazete haberlerine olan ilgimi bitirdi. Gazeteyi güzelce katlayıp minik bedeni ürkütmeden küçük adımlarla yanına yanaştım. Göz hizasına gelebilmek için zor da olsa çömeldim. Beni fark edince bir süredir parkta hayranlıkla seyrettiği akranlarından gözlerini bana kaydırdı. Neyse ki ürkmedi.

Hüzünlü bakışlarının ardında saklı nemli bir çift masmavi gözle böyle tanışabilecektim. Merakım iyice arttı. “Buranın yabancısı mıydı, yoksa parktakilerle kavgalı olduğu için mi uzak duruyordu” bilemedim. Yakından bakınca tuhaf olan sadece feri sönen o masmavi gözler değil, yüzünde nasırlaşmış bir hüznün varlığı da dikkatimden kaçmadı. Onca ilgime hiçbir tepki vermedi. Merakım iyice arttı. Sormaya karar verdim. Neticede her çocuk eğlenmeyi, mutluluğu hak eder. Neden henüz adını dahi bilmediğim bu küçük yavru hüzünlü ve mutsuzdu. “Bir şey sorabilir miyim” deyince, “Bana mı?” dedi. “İznin olursa sana. Adın ne?” dedim. Sadece “Yusuf” deyince “Sen neden oynamıyorsun?” diye ikinci sorumu sordum. Kafasını eğdi. Bir müddet cevap veremedi. Tel örgülerden indirip minik parmaklarını çaresizce birbirine doladı. Yutkundu. Yine konuşamadı. Göğsünden derin nefes alınca içinin dolduğunu anladım. Daha fazla zorlamamak için ayağa kalktım. Bir müddet öylece bakakaldım.

Banktaki yerime gidiyordum ki arkamdan “onların babası var, onların ellerinden tutan, gezdiren, onları saran, onları öpen, geceleyin birlikte uyudukları bir babaları var” Hayatımın en zor adımını geri dönerek atıyordum. Bu küçük bedenden bu kocaman sözler beni adeta arkamdan vurdu. Yanına yanaşır yanaşmaz “baban” daha lafımı bitirmeden “babam şehit oldu. Biz bu parklarda daha özgür daha huzurlu oynayalım diye şehit oldu. Ama ben oynayamıyorum.” Neye hiddetlendiğimi bilemeden “Olur mu öyle şey? En çok senin hakkın” dedim. “Sizin adınız ne?” sorunca içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Heyecanla iki defa tekrarlayarak “İbrahim, İbrahim” dedim. Artık kendimi bu bedeni küçük, yüreği büyük bedenle arkadaş görüyordum. “İbrahim Amca en çok neyi özlüyorum biliyor musun?” Tekrar çömelerek “neyi Yusuf” dedim.

“Babamın bana sarılırken hissettiğim kalbinin atışlarını. Hızlı hızlı atardı. Mutluluktan sanırım. Yok. Atmıyor artık” derken nemli gözleri bulutlandı. Yağmadan araya girme gereği hissettim. “Eminim o her gece gelip seni öpüyordur, üstünü örtüyordur, seni hiç ama hiç yalnız bırakmıyordur. Biliyorsun şehitler ölmez” Yusuf sözlerimin bitmesini bekleyecek kadar da kibardı. Belli ki çok iyi bir aile terbiyesi görmüştü. Kaldığı yerden devam etti. İçini boşaltana kadar dinlemeye razıydım. “Babam kahramanımdı, doğan güneşim. Elimden tutan, her yanımı dolduran. Bir de neyi özledim İbrahim Amca biliyor musun?” derken ilk defa geçmişe kayan gözleri ayın şavkı vurur gibi parladı, dudakları tebessüm etti. Ağlamadan sormak için zor tuttum kendimi. Titrek bir sesle “Neyi” dedim. “Beni ıslak dudaklarıyla doyasıya öpmesini” İpler koptu. Yusuf’a yakalanmamak için arkamı döndüm. Boşalan gözlerimi çaktırmadan sildim.

“Ben öpebilir miyim, ellerinden tutup parka getirebilir miyim, sana baban gibi sarılabilir miyim, her yanını olmasa da bir yanını doldurabilir miyim?” peş peşe sorularla bir çırpıda içimi boşalttım. Bir müddet cevap alamayınca gözlerimi bir kez daha silerek arkama, Yusuf’a döndüm. Göremeyince çok üzüldüm. Demek ki “hoşlanmadı, gitti” diye düşünüyordum ki minik bir elin arkamdan çöken omuzlarıma dokunduğunu hissettim. Döner dönmez boynuma sarıldı. Belki ikimiz de ağlıyorduk; ama Yusuf için güneş yarın yeniden doğacaktı. O günden sonra Yusuf’u evladım gibi sahiplenerek elimden geldiğince babasının yokluğunu hissettirmemeye çalıştım. Şehit çocuğunun iki bayrağı vardır: Biri göklerde ilelebet dalgalanacak vatan bayrağı, diğer kalbini dalga dalga attıran babası. Rabbim kalan ömürlerini güzel eylesin. Acılarını, o küçücük günahsız kalplerinden, söküp alsın. Kalpleri, hep umutla atsın güzel günlere.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir